Dünyada Teknoparklar


Teknoparklar, teknoloji geliştirmek amacıyla bilinçli olarak tasarlanmış modellerdir; ancak teknopark modelinin oluşumundan önceki süreçte, söz konusu teknoloji geliştirme faaliyetleri bilinçli olarak tasarlanmamış ve bir sisteme oturtulmamış uygulamalar sayesinde gerçekleşmiştir.

Teknoloji gelişiminin farklı yollardan sağlandığı iki tarihsel örnekten bahsedilebilir.

Bunlardan birincisi, önemli ekonomi merkezlerinin civarında ortaya çıkan şehir modeldir: 1770’de Manchester, 1900’da Detroit, 1950’de Glascow. İkinci örnek, geleneksel zanaatkâr becerilerin yeni ticari taleplerle birleştiği metropolitan şehirlerdir: 1880-1914 arasındaki dönemin Silikon Vadisi olarak kabul edilen Berlin, bunun klasik örneğidir.

Bilginin teknolojik yenilikler için kullanılması fikri yeni olmamakla birlikte, bilginin ticarileştirilmesi amacıyla teorik bilgi ile pratiğin aynı mekânda birleştirilmesi anlamına gelen teknopark uygulaması yenidir. Bilindiği gibi 1970’ler sonrası ağırlaşarak yaşanan ekonomik krizden kurtulmak isteyen gelişmiş ülkeler, üniversiteler ve araştırma kuruluşlarındaki Ar-Ge sonuçlarını uygulamaya aktararak, bölgesel kalkınma, işsizliğin giderilmesi, arazilerin değerlendirilmesi ve bilime dayalı üretimin sağlanması bakış açıları ile teknopark girişimine önem vermişlerdir. Özellikle 1980’ler sonrası artan oranda çoğalan çeşitli ölçeklerde teknopark oluşumları dikkat çekmektedir

Dünyadaki Teknoparkların Gelişimi

 

Endüstri devriminden sonra teknolojik ilerlemeler ve yapılan buluşlar bir yanda yaşam refah düzeyini artırırken bir yandan da ekonomik rekabet konusu olmuştur.

İlk teknoparklar A.B.D’nin Kuzey Kaliforniya kısmında 1952 yılında Standford Research Park(Silikon Vadisi) adıyla ve Kuzey Karolina eyaletinde 1959’da Research Triangle Park adıyla kurulmuştur. Kurulan bu teknoparklardan sonra teknopark kavramı değişik ülkelerde ilgi görmüş ve hızla yayılmıştır. Bunun temel nedeni demir-çelik, kömür gibi endüstrilerin 1970’li yıllarda çöküşü ile başlayan ve önemli boyutlara ulaşan işsizliktir.

A.B.D’den sonra teknoparkların kurulduğu ikinci ülke İngiltere’dir. İngiltere’de 1972 yılında Edinburg’da Heriot-Watt Üniversitesi teknoparkı ve Cambridge’de Cambridge Teknoparkı kurulmuştur.

1980’li yıllara gelindiğinde tüm dünyada 12’si A.B.D, 7’si Fransa ve Belçika, 2’si İngiltere’de olmak üzere 21 tane teknopark olduğu görülmüştür.

İtalya’da endüstri politikalarında oluşan değişim sonucu, 1980’lerin başında teknopark kurulması yönünde ilk çalışmalar başlatıldı. Diğer ülkelerin aksine İtalya’da teknoparklar ülkenin zayıf bölgelerinde başlandı ve ilk iki park Bari’de ve Trieste’de kuruldu.

Almanya’da teknopark kurulmasına ilişkin ilk çalışmalar Berlin Teknik Üniversitesi tarafından 1978’de başlatılmıştır. 1983 yılında Berlin’de Girişimciyi Destekleme Merkezi kurulmuştur. Bunu Aachen’de kurulan ikinci teknoloji merkezi izlemiştir.

Fransa’da ilk teknopark girişimi ülkenin en gelişmiş teknoparkı olan Sophia Antipolis’tir. 1972 yılında milli çıkarlar açısından önemli olduğuna karar verilerek kurulmuştur.

Japonya’da 1980’li yıllarda atılan teknopolis fikri 1990’lı yıllarda yaşama geçirilmiştir. Bu fikrin ortaya atılmasındaki en önemli amaç yöresel ve bölgesel kalkınmadır.

Rakamlarla Dünyadaki Teknokentler

Dünyadaki teknokentlerin sayısı kuluçka merkezleri ile birlikte 4000’in üzerindedir.
Bu Teknokentlerin çoğu 80’li yılların ikinci yarısında kurulmuştur.
•Bu Teknokenlerin %83’ü kar amacı gütmeyen yapılardır. %62’si bünyesinde kuluçka birimi barındırmakta, %70’i kamu yatırımı ile kurulmuş, %73’ü arsa kiralayarak kendini idame ettirmektedir.
Teknokent firmalarının %26’sı bilişim teknolojilerinde, %20’si biyoteknolojide, %19’u elektronik, %8’i çevre, %6’sı ileri malzeme, %5’i kimya, %9’u tarım ve %7’si diğer sektörlerde faaliyet göstermektedir.
Teknokent şirketlerinin %51’i hizmet, %18’i sanayi ve %26’sı ar-ge şirketi olarak tanımlanmaktadır.
Teknokent şirketlerinin %89’u KOBİ niteliklidir.